Hobbit 3 : Beş Ordunun Savaşı

Herkesin beklediği “Hobbit 3 : Beş Ordunun Savaşı” filmini çıktığı gün izleme fırsatım oldu.Belki de beyaz perdede Orta Dünya’nın son yansıması olacak bu filmle ilgili yazı yazmamak olmazdı.Her ne kadar kitabı okumuş olsam da aradan çok fazla vakit geçtiği için hikayeyi zaten çok az hatırlıyordum.Bir de kitapta üzerinde pek durulmamış savaş kısmına, Peter Jackson koskoca 144 dakika ayırınca karşıma hakkında hiç bir şey bilmediğim yeni bir film çıktı.Dolayısıyla filmde olanlar ile kitabı karşılaştıramayacağım.

Daha önceden kitabını okuduğum filmlere gittiğimde, kazanan tarafın %90 kitap olduğunu anladıktan sonra artık kitap vs film kapışmasının gereksiz olduğunu anladım.Filme giderken beklentim – internette filmin yerden yere vurulduğu bir kaç yazı okuduğumdan dolayı – düşüktü.Ama asıl olay kitabı okurken aldığım heyecanı az da olsa tekrardan yaşamaktı ki yaşadım da.

Spoiler vermeden filmi genel olarak incelemek gerekirse sadece savaş kısmına bu kadar fazla vakit ayrılması filmin içindeki duyguları öldürmüş.Birinin gözü yaşarmış, karakterlerden biri ölmüş insan pek de umursamıyor filmi izlerken.Filmin başından sonuna kadar aksiyon eksik olmadığından belli bir süreden sonra sahneler sıradan gelebiliyor.Filmde Lord Of The Rings‘deki gibi epic savaş sahneleri de beklemeyin, üzülürsünüz benden söylemesi.Legolas, düşen taşlara basarak çıkarken de gülmeden edemedim.En son televizyonda Cüneyt Arkın‘ın Battal Gazi filmini izlerken böyle hissetmiştim.

thranduil-elk-bard

Kendimi filmi biraz fazla kötülemiş gibi hissettim.Tabi filmi de somurtarak izlemedim.Orta Dünyaya ait bir film olduğundan dağlardan – taşlara, kostümlerden konuşmalara kadar bir çok noktada yine hayranlık duymadım değil.SGI olsun olmasın orta dünya ambiyansı güzel yapılmış.Filmin başından sonuna kadar favori karakterim Thranduil oldu.Konuşması, karakteri, üstündeki zırhı ve geyiği harikülade 🙂 Belki bu yüzden bir elf ile bir dwarf karşı karşıya gelince içimdeki middle – earh ırkçılığını bastırmak zorunda kalıyorum 🙂

Gelelim filmin odak noktası olan Thorin Meşekalkan‘ a 🙂 Filmin başından sonuna kadar “altınları kimseyle paylaşmam” tiriplerinin yanı sıra, Ejderha hastalığından dolayı yaşadığı kişisel değişim sahnelerini de filmin en zayıf kalan yönlerinden biri.Ciddi bir psikolojik çatışmayı ve değişimi izlememiz gerekirken, karşımıza; bir ergenin duygusal problemleri çıkıyor.Sırf bundan dolayı filmde çok eğlendim ve eve gelir gelmez bu Caps’i yapamadan edemedim.

vermicem vermicemYukarıda her ne kadar olumsuz yönlerden bahsetmiş olsam da film eğlenceliydi.Belki ilk filmleri kadar etkilemedi ama hikayenin son noktası olması açısından özel bir yeri vardı.Bir de sinema vesilesiyle güzel vakit geçirmiş olmam da filmin üstüne daha fazla gidememe sebeplerimden biri olabilir 🙂

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

Sağlıcakla Kalın …

 

2 Comments

Join the discussion and tell us your opinion.

Grumpy Catreply
18 Aralık 2014 at 20:38

Çok güzel bir yazı olmuş. Karakter gelişimini ikinci plana atıp sırf aksiyona yüklenmeleri kulağa kötü geliyor ama umarım gittiğimde beğenirim.Ayrıca filmin Cüneyt Abi’yi hatırlatması bence tam bir skandal! Bir de bu son Orta Dünya filmi olamaz olmamalı! Bulsunlar bir şeyler 😀
Yazılarının devamının gelmesi dileğiyle…

İlgililerreply
27 Aralık 2014 at 00:42

Güzel fil kesinlikle, herkese öneriyorum.

Leave a reply